“İçkin”  (²)

   ”Kendinii artık yaşamın içinde hissetmeyen bu et, Sürçmekten artık kurtulamayan bu dil, titreşimlerinin rotasını artık izleyemeyen bu ses nasıl devineceğini artık unutmuş, kavrayacağı yeri artık belirleyemeyen bu el, çizgilerinde artık hiçbir anlamın biçimlenmediği bu beyin, tüm bunlar, mumyamın diri etten oluşunu sağlıyor ve tanrının önünde bir boşluk örneği olarak duruyor; doğmuş olmamın zorunlu bir biçimde beni bıraktığı boşluk bu.


   Sanmayın ki yaşamım tamamlanmadı, ve sanmayın ki ölümüm yarım kalmadı. Maddesellik açısından, oluşmuş değilim; kıyıma uğratılmış, tümlenmemiş etimle, aklımı beslemeyi artık başaramayan etimle.


   Ruhsallık açısından, kendi kendimi yıkıma uğratıyorum; artık, yaşıyor sayılamam. Duyarlığım, taşların düzeyinde, ve asalaklardan kurtulmasına az kaldı, terk edilmiş şantiyelerin böceklerinden kurtulmasına.


   Ama bu ölüm, çok incelikli bir ölüm; benden doğan bu ölüm, etimin bir çeşit seyreltilmesi biçiminde gerçekleşiyor. Zekânın artık kanı yok. Kara basanların mürekkep balığı, tüm mürekkebini saldı, bu da aklın çıkış yollarını kapadı; bir kan ki bu, bıçağın ağzını tanımamış bir eti, damarlarına dek çürüttü.


   Ama kanallarla dolu, bu seyreltilmiş yoğun olmayan etin tepesiyle en altı arasında, gizilgüç halinde bir ateş dolanıyor. Bir ışığın gittikçe parıldattığı korlar, yaşamı kendi çiçekleriyle birleştiriyor.


   Yoğun gökkubbenin altında bir adı olan her şey, bir yüzü olan her şey — bir üfleyişin düğümü ve bir titreyişin ipliği olan her şey, bütün bunlar, bu ateşle birlikte dolanıyor ve karşı yönden aynı etin dalgaları geliyor; bu katı ama seyreltik ve bir gün kan seli gibi kabaran etin dalgaları.


   Gördüğünüz mumya, biçimlerin ‘kesiştiği yerde kalakalmış bir mumya; her şeyden habersiz, bu yaşayan mumya, boşluğunun sınırlarını bilmiyor, ölümünün nabız atışlarından ürküyor.


   Mumya, kendi iradesiyle boy verdi; yöresinde tüm gerçeklik deviniyor. Ve bilinç, bir düşman gibi, borçlu güçlülüğünün tarlasında ilerliyor.


   Bu mumyada bir et yıkımı var; zihinsel etinin karanlık sözlerinde, bu eti koyamayacak kadar güçsüzlük var. Bu mistik etin tüm damarlarında koşan bu düşünce, her sıçrayışıyla bir tür doğurma eyleminde bulunuyor ve bu yanlış hiçliğin ateşinde yok olup gidiyor.


   Ah! bu düşünceyi besleyen baba olmak, bu doğuşun ve bu dünyanın çoğaltıcısı olmak, bütün sonuçlarına kadar.


   Ama tüm bu et, yalnızca doğuşlardır ve yalnızca yokoluşlar, yalnızca yokoluşlar… Yokoluşlar.”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

Bu sitenin arkasında WordPress.com'un gücü var.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: