“yaşasaydım,yazardım…”

Bir ikindi vaktiydi..
Önce dünyayı üç kez kuşatan gözlerini gördüm, siyahtı. Bir göl, onun tükenmeyen kelimelerine, kalabalıklardan uzaklaşıp hemen geri dönen bakışlarına, mütereddit hâllerine şahit oluyordu sessizce. Kalbini ipek mendillere sarmak istedim, yetişemedim.
Ulu çınarlar altında bir serçenin derdini dinledi ve gitti. Gün batımında son kez gördüm yüzünü, düş kırıklıklarının çepeçevre sardığı yüzünü..
Ellerimde kır çiçekleri değil, gülüşü solmuştu.
Uzun çok uzun zaman geçti sonra. .
Duvarlara çarpa çarpa yankılanan acıyı, kursakta kalan hevesi kanıksadım. Ben ruhumu tarumar edilmiş şehirlerden çekerken bembeyaz sözcükler yağdı gökyüzünden. Yalnızlığımın koluna girip gitmeliyim, çünkü dağıldım.
Kaybettim, artık bunu biliyordum.
Şimdi elimde paramparça bir ayna, yenilgime gülümsüyorum..

Mart 15, 2018 Adapazarı🌹

Yasemin BAL‘a Teşekkür ederiz… 🙏🌙

Reklamlar

“İçKin”

“İkimizi birden bir yatakta düşünmeğe çalışacağım. İkimizi birden bir yatakta, biribirimizi hırpalamadan, parçalamağa kalkışmaksızın, içimizde birikmiş bütün hınçları, öfkeleri, güdük bencillikleri sevgiye dönüştürerek sevişir durumda, gö­zümün önüne getirmeğe çalışacağım. Gülünçlüğümüzün büsbü­tün ortaya çıkması için. Durmadan, kendimize de, yakınlarımıza da —en yakınlarımıza, başta kendi kendimize— yalan söylemek zorunda kaldığımıza, her şeyin düzmece bir durum, bir duygu oluverdiği bir dünya kurduğumuza göre bu yalanları sonuna dek götürmek, patlayacak kerteye vardırmak gerek. Öyle ki yalan söyleyemez olalım artık. Ya da ölelim.”

Teşekkürler… Merve Sevinç

🍷🌙

Yazılar sigara seanslarının dumanını yel alıp zehrinin bana kaldığı noktadan çıkıyor.
Bu yazılar sigara dumanının dağınıklığı ve ağzımda bıraktığı acı tat ile çıkıyor.
Cebimdeki son parayı da sigaraya bırakıyorum bahsine girerek yaşamımın…

Derin bir nefes ile soluyorum korun gecede belirginleştiği zehri…

Şimdilerde bir rulet oynanıyor en sevdiklerimden birinin yaşamı üzerine. Oynayan elbet can sahibi.
Bense öfkemi kusacak yer arıyor yine de çoğunlukla yutkunuyorum bir diken yutarcasına.

@fuat.yagiz’ teşekkürü bir borç biliriz…

Yolunmuş çiçeklerin âhına bulaştırmayın bizi…

“Eğer ararsan hiçbir zaman bulamazsın. Çünkü arasan daima bir beklenti içerisinde olursun… İnsanları test edersin,insanlar senin testlerini geçsin diye beklersin.
Halbuki öylesine karşına çıkan insan öylesine karşına çıkmıştır. “Eğer sana güzel bir şeyler hissettirirse kafanda şimşekler çakmaya, karnında kelebekler uçuşmaya başlar.”
Bu yüzden insanlar aşık oldukları kişilerle tanışma hikayelerini mucizevi tesadüfler silsilesi gibi anlatır. “Çünkü gerçek aşk karşına öylece çıkıverir.”
Planlayıp tasarladığın bir şeyden bir aşk hikayesi yaratamazsın. “Aşk en beklemediğin zamanda, en beklemediğin kişiden geldiği için aşktır.”

“Seninle uyanamayacağım bir yığın, adı sabah.”

Attığımız her adımın bir bedeli var
Sevdiğimiz her insanın güzelliği
Söylediğimiz her sözcükte bir canlı

Geceleri daha soğuk olur kimi yerler
Kimi eller yanan sobanın başında

Yüzünde kızıl bir türkü karanlığın
Saçları alev alev yukarıya doğru
Her yanış bir yaşamdır geçmekte olan
Her uyanış bir sabah değildir.
Kimi gözlerini açtığında
Kimi gözlerini kapadığında uyanır
Duyduğunuz sesleri biliyorum az çok
Toprağın kokusunu da öyle
Endişeyi, her bir insanın yüzünde
Aralıklarla görüyorum, o yaşıyor
Aşıyorsun zamanı uzun bir atlayışla
Taşıyorsun üzerinde bir geçmiş zaman
Söylemek istemiyorum lakin
Gülüyorsun ateşin başında ellerin ısındıkça
Ya kendi yanışına ya ateşin yanışına

@kepilleussh

ÇOCUKSUN SEN / l-ll “AHMET TELLİ”

ÇOCUKSUN SEN / I

Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen
Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu
Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen
Kum taneleri var ya onlardan birindeyim
Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor
Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte
Çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum
Dönüşen ve suya dönüşen sorular soruyorsun
Sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı
Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
Birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum
Kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup
Ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için
Bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar
Ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa
Bir daha doğmamak için doğmak diyorsun
Ölümlülerin işi bir de mutlu olanların
Onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar
Bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa
Çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan
Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit
Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse
Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık
Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık
Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada
Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak
Yumuyorum gözlerimi gözkapaklarımın içindesin
Sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen

Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun
Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada
Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum.
Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil

ÇOCUKSUN SEN / II

Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüm
Bir çiçeğe tutundum düşerken, ordayım hâlâ
Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı
Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle
Zaman benim işte, nesneleşiyor tüm anlar
Dursam ölürüm paramparça olur dünya
Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüğüm
Uçurum diyordun bir aşk uçurum özlemidir
Bırakıyorum öyleyse kendimi sesinin boşluğuna
Tutunabileceğim tüm umutları görmiyeyim için
Gözlerimi bağlıyorum geceyi mendil yaparak
(Gözlerim bir yerlerde daha bağlanmıştı, bunu
Unutmuyorum unutmuyorum unutmuyorum hiç)
Bir rüzgâr esse ellerin fesleğen kokuyor
Kırlangıçlar konuyor alnına akşamüstleri
Bu yüzden bir kanat sesiyim yamaçlarda
Üzgün bir erguvan ağacıyla konuşuyorum
Ayrılığın zorlaştığı yerdeyim ve dalgınlığım
Bir mülteci hüznüne dönüyor artık bu kentte
Çocuksun sen alnına kırlangıçlar konan
Bir bulutun peşine takılıp gittiğimiz yer
Okyanus diyelim istersen ya da sen söyle
Batık bir gemiyim orda, seni bekliyorum
Upuzun bir sessizliğim fırtınalar patlarken
Gövdem köle tacirlerinin barut yanıkları içinde
Ve gittikçe acıtıyor yaralarımı tuzlu su
Çocuksun sen, büyümek yakışmazdı hiç
Gülüşünün kokusuyla yeşerdi bu elma ağacı
(Soluğunun elma kokması bundandı belki)
Bir elma kokusuna tutundum düşerken
Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı
Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle
Çocuksun sen, çocuğumsun

Öneri: http://www.neokur.com/deniz0576 (Minnettarız)

https://youtu.be/frVBbrcOv8c

KAR(m)A”(vi)

Tüm mavilere biraz siyah kattım .
Tüm maviler siyaha ilerleme yolunda.
Tüm maviler , koruduğum her şey tarafından kirletildi şimdi.

İçten yıktılar , içten yitirdik muharebemizi.
Şimdi bölündük , sen , ben , ve benim sevdam.

Seni sana ait olana bırakıyorum ,
Seni ait olduğuna bırakıyorum .

Beni , ait olduğumdan kanlı bıçaklı söküyorum !
Beni , bana ait olan yalnızlığın sadakatli duygu pamuklarına bırakıyorum. Pamuklar kan içinde !…

Şimdi kimsenin utanmasına gerek yok ,
Haklıydılar. Sana benden bir iz kalmayacaktı.
Maviler bile kurtaramadı !…
Şimdi taşlanabilir ruhum özgürce , kollarımı açıp bekliyorum ;
Haklıydılar , hakkım yoktu hiçbir şeye !
Onlar kirletmedi , haklıydılar ! Benim sevdam , sevdamca ; gönüllüce kirletildi.

Benim sevdam,
Tüm direnişime rağmen ,
Bilmediği tüm her şeye direnişime rağmen ,
Kendine sadakatin ihanetiyle kirletildi!!!

Benim sevdam ,
Sevdamca ve hunharca katledildi !

Şimdi maviler anlamını yitirdi,
Hepsine siyah çaldım !
Tüm mavilere biraz siyah kattım .
Tüm maviler siyaha ilerleme yolunda.
Tüm maviler , koruduğum her şey tarafından kirletildi şimdi.

İçten yıktılar , içten yitirdik muharebemizi.
Şimdi bölündük , sen , ben , ve benim sevdam.

Seni sana ait olana bırakıyorum ,
Seni ait olduğuna bırakıyorum .

Beni , ait olduğumdan kanlı bıçaklı söküyorum !
Beni , bana ait olan yalnızlığın sadakatli duygu pamuklarına bırakıyorum. Pamuklar kan içinde !…

Şimdi kimsenin utanmasına gerek yok ,
Haklıydılar. Sana benden bir iz kalmayacaktı.
Maviler bile kurtaramadı !…
Şimdi taşlanabilir ruhum özgürce , kollarımı açıp bekliyorum ;
Haklıydılar , hakkım yoktu hiçbir şeye !
Onlar kirletmedi , haklıydılar ! Benim sevdam , sevdamca ; gönüllüce kirletildi.

Benim sevdam,
Tüm direnişime rağmen ,
Bilmediği tüm her şeye direnişime rağmen ,
Kendine sadakatin ihanetiyle kirletildi!!!

Benim sevdam ,
Sevdamca ve hunharca katledildi !

Şimdi maviler anlamını yitirdi,
Hepsine siyah çaldım !

Kyn: @seyrisukut

Ölmek için mi hayattayız…

“Ölmek için hayattayız. Ölüm hayatın gayesidir. Bunlara beylik gerçekler denebilir. Bazen bu pespaye açıklamalar arasında beylik gerçekler kaybolurken birdenbire yepyeni bir gerçek ortaya çıkıveriyor. Kendi kendime ilk defa ‘’ölümün şu alemde sadece bir amaç uğruna gerekli olduğu’’ keşfinde bulduğumu sandığım anların birindeyim. Hiçbir şey yapılamaz, hiçbir şey yapılamaz, hiçbir şey yapılamaz, hiçbir şey yapılamaz. Fakat, nedir bu kukla oyunu, benimle ne hakla alay ediliyor?” –

@pisipisine

 

MUCORİZMİK konuşmalar

Dedim ki kendi kendime: Hadi gel biraz yazı yazalım..

– Zaman bana rağmen geçiyor.
– Ne?
– Zamana etki edemiyorum. Daha doğrusu etki etsem de geçiyor. Bense sabitim. Ben geçip gidemiyorum. Hareket etmemse zamanla mümkün.
– O halde zaman senden ve o an için herkesten geçiyor.
– Evet. Bu çok ilginç. Tüm herkesle ve herşeyle aynı anları yaşıyoruz. Hem de her an. Hiçbir şey ve hiç kimse ne bizden bir saniye ileride ne de bizden bir saniye geride.
– Ancak tüm bunları ilginç yapmayan bir düşünce saha var o da zaman diye bir şeyin olmadığını düşünmek
– Onu da düşündüm. Zaman yalnızca hafızası olanlar için var. Diğer bir deyişle hafızası olanların avuntusu.
– O halde gelecek dediğimiz şeyse yine hafızası olanların hafızalarının boş kısımlarına yazılacak geçmişe ait notlar. Yani gelecek yok ve zaten hiç var olmadı. Var dediğin anda artık geçmişti bile. Bu yüzden de kimse geleceği bilemedi, bilemeyecek.
– Önümdeki boş kağıtlar gibi
– Önündeki boş kağıtlar gibi dostum
– Hadi gel biraz yazı yazalım..

En baştan tekrar oku.

@Afd

Bu sitenin arkasında WordPress.com'un gücü var.

Yukarı ↑